Ama aynı merhameti, aynı hassasiyeti, aynı sahiplenmeyi; devletin koruması altında büyüyen, bir aile sıcaklığına hasret çocuklar için ne kadar gösteriyoruz? İşte asıl sormamız gereken soru tam da burada başlıyor.
Toplumun En Büyük Emaneti: Çocuklar
Bir toplumun geleceği, yetiştirdiği çocukların omuzlarında yükselir. Ailesini kaybetmiş ya da ailesi tarafından bakılamayan çocuklar ise sadece devletin değil, aslında tüm toplumun ortak emanetidir.
Onlar birer istatistik değil, birer dosya numarası değil; hayalleri olan, korkuları olan, sevgiye muhtaç gerçek insanlardır.
Koruyucu aile sistemi tam da bu noktada devreye girer. Ama ne yazık ki toplumun büyük bir kesimi bu sistemi ya hiç bilmiyor ya da yanlış biliyor. Oysa bir çocuğun hayatına dokunmak, bir insanın kaderini değiştirmek demektir.
Merhamet Var, Ama Yönünü Bulamıyor
Bugün birçok insan sokaktan bir kedi alıp evine götürebiliyor. Bu çok kıymetli bir davranış. Ancak aynı insanlar söz konusu bir çocuk olduğunda geri adım atıyor.
Neden?
Çünkü koruyucu ailelik hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.
Çünkü “Acaba altından kalkabilir miyim?” korkusu var.
Çünkü toplumda bu konu yeterince konuşulmuyor, yeterince anlatılmıyor.
Oysa bir hayvana yuva açmak nasıl bir merhamet göstergesiyse, bir çocuğa yuva açmak onun hayatını kurtarmak, geleceğini yeniden inşa etmek demektir.
Bilmediğimizden Korkuyoruz
Koruyucu ailelik denildiğinde insanların aklına çoğu zaman karmaşık prosedürler, büyük sorumluluklar ve altından kalkılamayacak yükler geliyor.
Oysa gerçek çok daha farklıdır. Devlet bu süreçte koruyucu ailelerin yanında durur, maddi ve manevi destek sağlar. Çocuklar ise tamamen sahipsiz değildir; hukuki statüleri bellidir ve süreç profesyonel şekilde yürütülür.
Yani korkularımızın büyük bir kısmı bilgisizlikten doğuyor. Bilmedikçe uzak duruyor, uzak durdukça bu çocukların yalnızlığı büyüyor.
Bir Çocuğun Hayatında Bir Kişi Yeter
Bir çocuğun hayata tutunması için bazen tek bir şey yeterlidir: Ona “yalnız değilsin” diyen bir ses.
Koruyucu aile olmak, sadece bir çocuğa yemek vermek, onu okula göndermek değildir. Ona güvenmeyi, sevilmeyi, sarılmanın ne demek olduğunu öğretmektir. Bu da onun tüm hayatını değiştirir.
Bugün sevgiyle büyüyen bir çocuk, yarın topluma faydalı bir birey olur. Ama sevgisiz büyüyen bir çocuk, içindeki boşlukla hayat boyu mücadele eder.
Cesaret, Bir Hayatı Değiştirir
Koruyucu aile olmamak için çoğu zaman geçerli sebeplerimiz yoktur; sadece korkularımız vardır.
“O çocuk bana alışır da sonra giderse?”
“Ya ben ona yeterince iyi bakamazsam?”
“Ya çevrem ne derse?”
Oysa asıl soru şu olmalı:
Bir çocuğun hayatına umut olabilecekken, neden bunu denemekten korkuyoruz?
Cesaret bazen büyük kahramanlıklar değildir. Bazen bir çocuğun odasına gece girip üstünü örtmektir.
Toplumsal Sessizliği Kırmak Zorundayız
Koruyucu ailelik konusu ne yazık ki gündemimizde yeterince yer bulmuyor. Televizyonlarda, sohbetlerde, okullarda bu konu neredeyse hiç konuşulmuyor. Konuşulmadıkça da insanlar bu sistemin varlığından habersiz büyüyor.
Oysa her mahallede, her şehirde bu konu anlatılsa; insanlar koruyucu ailelerle tanışsa, gerçek hikâyeleri duysa, belki de binlerce çocuk bugün kurumlarda değil, bir ailenin sofrasında oturuyor olacaktı.
Bir Çocuğun Gözlerine Bakabilmek
Bir çocuğun gözlerinin içine bakıp, onun size güvenle sarıldığını hissettiğinizde; dünyadaki hiçbir başarının, hiçbir maddi kazancın bu duygunun yerini tutamayacağını anlarsınız.
Koruyucu aile olmak, sadece bir çocuğu kurtarmak değildir. Aynı zamanda insanın kendi vicdanını, kendi insanlığını da kurtarmasıdır.
Son Söz: Sevgi Paylaştıkça Çoğalır
Toplum olarak merhametliyiz, yardımseveriz, fedakârız. Ama bu merhameti doğru yere yönlendirmek zorundayız. Sokakta gördüğümüz bir canlının aç kalmasına nasıl gönlümüz razı olmuyorsa, bir çocuğun sevgisiz büyümesine de razı olmamalıyız.
Koruyucu ailelik bir zorunluluk değil; ama insanlık adına yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir.
Belki herkes koruyucu aile olamaz. Ama herkes bu konuyu öğrenebilir, anlatabilir, cesaret edebilecek birinin yolunu aydınlatabilir.
Çünkü bazen bir çocuğun hayatı, sadece bir yetişkinin “Ben varım” demesini bekler.

