Siyasete giren kişi önce mahallesinde tanınır, sonra ilçesinde sevilir, en son memlekete kendini kabul ettirirdi. İnsanlar “Bu adam bu koltuğu doldurur mu?” diye bakardı. Çünkü o koltuk, sıradan bir sandalye değildi; milletin emaneti, devletin ağırlığıydı.
Eskiden siyasetçinin portföyü; banka hesapları değil, yaşanmışlıklarıydı.
Kaç köy gezmişti, kaç cenazeye katılmıştı, kaç dert dinlemişti… Bunlar konuşulurdu. Liyakat, tecrübe, edep ve vefa bir siyasetçinin kimliği sayılırdı.
Bugün ise tablo tersine döndü.
Artık bazıları için siyaset; halkın içinde yoğrulmanın değil, paranın gücüyle vitrine çıkmanın yolu oldu. Cebi dolu olan, kendini memleketin sahibi sanıyor. Halkın kapısını çalmayan, esnafın halini bilmeyen, çiftçinin tarlasına ayak basmamış insanlar, bir anda “memleket kurtarıcısı” kesiliyor.
Oturduğu yeri dolduramayanlar, koltuğu dolduruyormuş gibi yapıyor.
Ama halk her şeyi görüyor, hissediyor.
SİYASETÇİ VATANDAŞI KÜÇÜMSEMeye BAŞLADIYSA ORADA ÇÜRÜME BAŞLAMIŞTIR
En tehlikelisi de bu: Vatandaşı hakir görmek.
Seçim zamanı kapı kapı dolaşıp el öpenler, seçimden sonra randevu vermeyen, halktan kaçan insanlara dönüşüyor. Dün omzuna yaslananlar, bugün tepeden bakıyor.
Siyaset, kibir kaldırmaz.
Kibirle oturulan koltuk, günü gelir insanı yere çakar.
PEKİ SUÇ SADECE SİYASETÇİLERDE Mİ?
Hayır.
Bu düzeni kuran da, sürdüren de biraz da seçmenin kendisi.
İsimlere, tabelalara, reklamlara bakarak oy veren; adayın geçmişini, karakterini, neyi temsil ettiğini sorgulamayan seçmen, aslında kendi kaderine imza atıyor.
Sonra da dönüp dizini dövüyor:
“Biz buna mı oy verdik?” diye.
Evet, verdiniz.
Çünkü liyakati değil, popülerliği; hizmeti değil, parayı; karakteri değil, çevreyi tercih ettiniz.
SİYASET, ZENGİNLERİN OYUNCAĞI OLURSA FAKİRLERİN UMUDU YOK OLUR
Bugün siyasete girmenin yolu çoğu yerde ideallerden değil, maddi güçten geçiyorsa; orada adalet de eşitlik de yara alır. Parası olanın aday, sözü olanın seyirci olduğu bir sistemde, halk sadece seçim günü hatırlanan bir kalabalığa dönüşür.
Ve sonra herkes aynı soruyu sorar:
“Bu memleket neden düzelmiyor?”
Memleket, koltuğu dolduramayanların omzunda yükselmez.
Memleket, halkın derdini bilmeyenlerin ellerinde büyümez.
SON SÖZ:
Siyaset, hatır gönül işi değildir; emanet işidir.
O emaneti taşıyamayanların, sadece koltuğu değil; milletin geleceğini de işgal ettiğini artık görmek zorundayız.
Eğer bir gün gerçekten değişim isteniyorsa, önce adaylar değil, seçmenin bakış açısı değişmelidir.
Çünkü kötü siyasetçiler gökten düşmez; onları sandıkta biz büyütürüz.
Ve unutulmamalıdır:
Liyakat yoksa, siyaset vardır ama devlet yoktur.

